Davacı müvekkil tarafından, 2024 TUS 2. Dönem yerleştirme sonucuna göre uzmanlık eğitimi yapmak üzere yerleştirmesinin yapılmasına karşın, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz bulunduğundan bahisle atamasının uygun görülmemesine ilişkin Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle idari işlemin iptali davası açılmıştır. İdare Mahkemesi cinsel taciz suçundan hükmün açıklanması geri bırakılması kararı alan müvekkil hakkında atamanın uygun görülmemesi işlemini hukuka aykırı bularak iptal etmiştir.
Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) Güvenlik Soruşturması Emsal Karar






TUS ya da DUS atamasının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması gerekçe gösterilerek yapılmaması eğitim hakkını doğrudan etkilemektedir.
Anayasanın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42.maddesinde; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” hükmüne, “Bilim ve sanat hürriyeti” başlıklı 27. maddesinde; “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.” hükmüne, “Çalışma hakkı ve ödevi” başlıklı 49. maddesinde ise; ‘Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.’ hükmüne yer verilmiştir.
Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) Güvenlik Soruşturması Kanuni Dayanak
7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun, “Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar” başlıklı 3 üncü maddesinde; “(1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır.” hükmüne, “Arşiv araştırması” başlıklı 4 üncü maddesinde; “(1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir.” hükmüne, “Güvenlik soruşturması” başlıklı 5 inci maddesinde, “(1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir.” hükmüne, “Değerlendirme Komisyonu” başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrasında; “(1) Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulur. Değerlendirme Komisyonu; Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulur. Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Yönetmeliği’nin “Uzmanlık öğrencisi” başlıklı 11. maddesinde; “(1) Uzmanlık öğrencisi; kurumlarındaki kadro unvanı ne olursa olsun, bu Yönetmelik ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde programlarda uzmanlık eğitimi gören, araştırma ve uygulama yapan kişilerdir.
(2) Programlara yerleştirilen uzmanlık öğrencilerinin istihdam şekli, kurumlarının özel mevzuat hükümlerine tabidir.
(3) Uzmanlık öğrencisi muayenehane açamaz, uzmanlık eğitiminin gerektirdiği durumlar dışında aylıklı veya aylıksız hiçbir işte çalışamaz, bu şekilde çalıştığı tespit edilen uzmanlık öğrencisi kurumunca yazılı olarak uyarılır, durumun devamı ya da tekrarı halinde ilgili eğitim kurumunca ilişiği kesilir…
(6) Uzmanlık öğrencisinin programlarda, Kurul tarafından belirlenmiş müfredat ve standartlar çerçevesinde eğitim verilmesinin sağlanmasını uzmanlık eğitimi kurulundan isteme hakkı vardır. Uzmanlık eğitimi kurulunca talebin karşılanamaması ya da uzmanlık eğitimi kurulunun verdiği karara uzmanlık öğrencisinin itiraz etmesi halinde bu durum eğitim kurumunca on beş iş günü içinde Bakanlığa bildirilir. Nöbet, çalışma ve eğitim odaları gibi eğitsel ve sosyal gereksinimleri karşılayan altyapı ve diğer standartlar kurumca sağlanır.
(7) Uzmanlık öğrencisi, programda bulunan bütün eğiticilerin gözetim ve denetiminde araştırma ve eğitim çalışmaları ile sağlık hizmeti sunumunda görev alır, deontolojik ve etik kurallara uyar.” hükmü, “Uzmanlık eğitimine giriş sınavlarının sonuçları, yerleştirme, uzmanlık eğitimine başlama ve dal değiştirme” başlıklı 13. maddesinde; “(1) Tıpta uzmanlık eğitimi yapabilmek için tabip ya da tıp dışı meslek mensubu olarak eczacı, kimyager veya veteriner olmak; diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi yapabilmek için diş tabibi olmak; yan dal uzmanlık eğitimi yapabilmek için yan dalın bağlı olduğu ana dalda uzman olmak ve yabancı dil yeterliliği hariç 12 nci maddede belirtilen diğer nitelikleri taşımak şarttır. Uzmanlık öğrencisi adayı çizelgelerde belirtilen uzmanlık dallarında eğitim veren programlara ÖSYM tarafından yerleştirilir…
2) Eczacı, kimyager ve veterinerler sadece tıbbi biyokimya veya tıbbi mikrobiyoloji ana dallarında uzmanlık eğitimi veren programlara kendileri için kontenjan açıldığı takdirde yerleştirilebilirler.
3) Aşağıdaki hallerde yerleştirmeye esas mesleki bilgi puanı (Değişik ibare:RG-16/5/2024-32548) % 5 oranında düşürülür:
a) Uzmanlık eğitimine devam etmekte iken sınava girildiğinde.
b) Uzmanlık eğitimine devam etmekte iken istifa edenlerin istifalarını takip eden ilk sınavda.
c) Bir uzmanlık programına yerleştirildiği halde eğitime başlamayanların takip eden ilk sınavda.
(4) Mesleki bilgi sınav puanında eşitlik olması halinde seçimi yapılan uzmanlık dalını daha üst tercihinde gösterene öncelik verilir. Mesleki bilgi sınav puanı ve tercih sırası aynı olan adaylar uzmanlık eğitimi programına birlikte yerleştirilir.
(5) Yerleştirme sonuçları ÖSYM tarafından ilan edilir ve ilgili kurumlara bildirilir. ÖSYM tarafından yapılan ilan kanuni tebligat yerine geçer.
(6) ÖSYM tarafından yerleştirilenler, uzmanlık eğitimine başlatılmak üzere gereken işlemlerin yapılması için sonuçların ilanı tarihinden itibaren on iş günü içerisinde ilgili atamaya yetkili kuruma başvurur. Atamaya engel durumu olmayan adayların atama işlemleri kırk beş gün içinde tamamlanır. Uzmanlık eğitimine başlamasına mani ve kabul edilebilir kanuni gerekçeleri olmaksızın görevine başlamayanların atamaları iptal edilir.
(2) Uzmanlık eğitiminin takibi ve değerlendirilmesi Bakanlık tarafından elektronik ağ ortamı kullanılarak kurulan UETS çerçevesinde yapılır. UETS içerisinde temel olarak aşağıdaki unsurlar bulunur:
a) Uzmanlık eğitimi çekirdek müfredatı: Uzmanlık eğitimi ihtiyaçlarının değerlendirme sonuçlarına dayanır. Belirlenen ihtiyaçları karşılayacak amaç ve hedefler ile bunları gerçekleştirecek asgari bilgi, beceri ve tutum kazandırmaya yönelik eğitim etkinliklerini içerir. Kurul tarafından hazırlanır ya da hazırlattırılır ve ihtiyaç duyulduğunda güncellenerek ilan edilir.
b) Uzmanlık eğitimi genişletilmiş müfredatı: Programlar tarafından çekirdek müfredatı da kapsayacak şekilde hazırlanır, Kurulun onayı ve ilanı ile yürürlüğe girer, yıllık olarak güncellenir ve Kurula bildirilir.
c) Uzmanlık eğitimi karnesi: (Değişik ibare:RG-7/10/2023-32332) Birim eğitim sorumlusu, eğitime başlayan her uzmanlık öğrencisi için eğitim müfredatına uygun bir karne oluşturur. Karne içeriğindeki eğitim ve uygulamaların çekirdek müfredata ait olan kısmının uzmanlık eğitimi süresi içerisinde tamamlanması zorunludur. Bu karneye uzmanlık öğrencisinin eğitim sürecinde ulaştığı yetkinlik düzeyleri eğiticiler tarafından işlenir. Eğitim karnesi (Değişik ibare:RG-7/10/2023-32332) birim eğitim sorumlusu tarafından altı ayda bir kontrol edilir varsa eksiklikler süresi içinde tamamlattırılır. Uzmanlık eğitimini tamamlayanlara kurum tarafından eğitim karnesinin onaylı bir örneği verilir.
ç) Birim eğitim sorumlusu kanaati: Birim eğitim sorumlusu altı aylık dönemler halinde uzmanlık öğrencisinin göreve bağlılık, çalışma, araştırma ve yönetme yeteneği ile meslek ahlakı hakkındaki görüş ve kanaatini belgesi ve gerekçesiyle birlikte yazılı olarak oluşturur ve bu değerlendirme, kurum eğitim sorumlusu tarafından onaylanır. Uzmanlık eğitiminin altı aylık değerlendirme döneminin birden fazla birim eğitim sorumlusu yanında geçmesi halinde, bu kaydı yanında en fazla süre geçirilen birim eğitim sorumlusu yapar. Bu değerlendirme sonucunda olumsuz görüş ve kanaat notu alanlar kurum eğitim sorumlusu tarafından on beş iş günü içinde yazılı olarak uyarılır. Üst üste iki kez olumsuz kanaat notu alan uzmanlık öğrencisinin bu durumu on beş iş günü içinde uzmanlık öğrencisine tebliğ edilip Kurula sunulmak üzere Genel Müdürlüğe bildirilir. Altı aylık dönemlerin hesaplanmasında uzmanlık eğitimine başlanılan tarih esas alınır.
d) Tez çalışmasının takibi: Tez çalışması, tez danışmanı tarafından üç ayda bir değerlendirilir.
e) Uzmanlık öğrencisi kanaati: Uzmanlık öğrencileri verilen eğitimi ve eğiticileri yıllık olarak nitelik ve nicelik açısından değerlendirir. Bu değerlendirme, eğitimin niteliğini ve eğiticilerin bilgi, beceri ve davranışlarını kapsar. Kurum eğitim sorumlusu, bu değerlendirmelerin (Değişik ibare:RG-7/10/2023-32332) uzmanlık eğitimi kurulunda görüşülmesini sağlar.
f) Uzmanlık eğitimi süre takibi: Uzmanlık eğitiminden sayılmayan sürelerin takip edilebilmesi amacıyla kurum eğitim sorumlusu uzmanlık öğrencisinin bu sürelerinin UETS’deki ilgili alana işlenmesini sağlar.
g) Denetim formu: Kurum ve programların denetiminde kullanılan formlar Kurul tarafından hazırlanır ve yayımlanır.
ğ) Uzmanlık eğitimi yeterlilik sistemi: Eğitim yeterliliği ve kapasitesinin hesaplanabilmesi için her kurum programlarının eğitici ve portföy ile ilgili bilgilerinin girilmesini ve her program için uzmanlık öğrencisi kontenjan talebinin oluşturulmasını sağlar.
(3) UETS içerisinde yer alan unsurlar ile bu sistem üzerinden yürütülecek iş ve işlemler Bakanlıkça düzenlenir.” hükmü bulunmaktadır.
HAGB Memuriyete Engel Midir?
HAGB Kararı, 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5. fıkrasına göre, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade etmektedir.
Tıpta uzmanlık eğitiminden de kısaca bahsetmek gerekirse, tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin kurallar Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir. Söz konusu Yönetmeliğe göre bu eğitimi alacak kişiler uzmanlık öğrencisi olarak adlandırılmışlardır. Anılan Yönetmelik hükümleri incelendiğinde, tıpta uzmanlık öğrencilerinin araştırma ve eğitim faaliyetiyle birlikte aynı zamanda sağlık hizmetleri sunumunda görev yapmalarından dolayı alınan eğitim kapsamında yaptıkları faaliyetler ile özlük ve disiplin uygulamaları gözetilerek kamu görevlisi olarak istihdam edildikleri, bu bağlamda kurumlarının özel mevzuat hükümlerinde kamu görevlisi olarak atanabilmek için aranan şartlara sahip olmaları gerektiğinin düzenleme altına alındığı görülmektedir.
Diğer taraftan, 657 sayılı Kanunun 48-A-5 maddesinde sayma yolu ile “kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (…) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olanların Devlet memuru olarak istihdam edilemeyecekleri düzenleme altına alınmıştır. Tabiplik mesleğine ilişkin kuralları düzenleyen 1219 sayılı Kanunun 28. maddesinde de 657 sayılı Kanunun 48-A-5 maddesine benzer bir biçimde yukarıda belirtilen suçlardan dolayı mahkum olmanın tabiplik mesleğine girişte engel suçlar olarak düzenlendiği görülmektedir. 7315 sayılı Kanunun 4. maddesinde ise kamu görevliliğine ilk defa atanacaklar için arşiv araştırmasının yapılması gerektiği hükme bağlanmıştır.
Dava konusu olayda; davacı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiş olup mahkumiyetine hükmedilmediğin, dolayısıyla işbu kararın verildiği tarih itibarıyla davacının gerek 657 sayılı Kanunun 48-A-5 maddesi, gerekse 1219 sayılı Kanunun 28. maddesinde aranan şartları sağladığı hususunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.
7315 sayılı Kanun hükümleri yönünden davacının durumu değerlendirildiğinde ise, yukarıda yer verilen Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Yönetmeliği hükümleri incelendiğinde, tıpta uzmanlık eğitiminin, belirli bir tıp bilimi alanında uzmanlaşmak için alınan ve eğitim-öğretim hizmeti özelliği daha ağır basan bir niteliği haiz olduğu dikkate alındığında kamu görevlisi olarak atanabilmek için gerekli olan şartlar kapsamında 7315 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yapılan arşiv araştırmasında elde edilen somut olguların (beraat kararının içeriği) hekimlik mesleğinde uzmanlaşma eğitimine alınacak kişilerin belirlenmesi noktasında dikkate alınmasının Anayasa’nın 42. maddesi ile 27. maddesi hükümlerinde belirtilen temel normlara aykırı sonuçlar doğuracağı açıktır.
Öte yandan, 3319 sayılı Kanunun Ek 3. maddesi gereğince, yurt içinde veya yurt dışında öğrenimlerini tamamlayarak tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak uzman tabip unvanını kazananların, her eğitimleri için ayrı ayrı olmak kaydı ile gelişmişlik sıralamasına göre bulundukları mahalde 300 ila 600 gün arasında Devlet hizmet yükümlülüğüne tabi kılınmaları ve söz konusu yükümlülüğü yerine getirmemeleri halinde ise anılan Kanunun ek 4. maddesi uyarınca hekimlik mesleğini icra edemeyecek olmaları karşısında tıp eğitimini tamamlayarak hekim unvanını kazanmış bir birey olan davacının aynı zamanda Devlet hizmet yükümlülüğüne tabi bir hekim olması sebebiyle işbu dava konusu işleme sebep oluşturan hususun davacının kamu görevlisi olarak atanmasına engel oluşturacağı, dolayısıyla Devlet hizmet yükümlülüğünü yerine getirememesine ve bu suretle de mezuniyetine esas görevi yapamamasına sebebiyet vereceği, bu durumun da Anayasamızla güvence altına alınan “çalışma hakkı ve ödevi’ temel normuna aykırı bir durum oluşturacağı kuşkusuzdur.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin 17.11.2021 tarih ve Başvuru Numarası 2018/28616 sayılı bireysel başvuru kararında; “45. Somut olayda, başvurucunun çalışma izninin süresiz olarak iptaline ilişkin uygulamanın bireysel başvuruya konu edildiği görülmektedir. Daire ve Danıştay kararlarının hukuki dayanağının 1219 sayılı Kanun’un 28. maddesi olduğu, anılan maddede hekimlik mesleğinin icrası için güveni kötüye kullanma suçu da dâhil olmak üzere bir kısım suçtan hapis cezasına mahkûm edilmemek gerektiği düzenlenmiştir.
Hekimlik mesleğinin, yer ve zaman sınırlaması olmaksızın toplum yararına hizmet etmeyi gerektiren, insan yaşamının korunmasını amaç edinen bir nitelik taşıması itibarıyla hekimlerin tabi olması gereken kanuni ve etik sınırların diğer pek çok meslekten daha ayrıntılı ve katı şekilde düzenlenmiş olması olağan kabul edilmelidir.
Nitekim somut olayda çalışma belgesinin iptaline ilişkin işleme dayanak teşkil eden 1219 sayılı Kanun’da hekimlik mesleğinin hangi koşullar altında icra edileceği ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Bu Kanun’un 28. maddesinde hekimlik mesleğinin icrası için sınırlı sayıda yer verilen bir kısım suçtan mahkûm olmama koşulunun getirildiği görülmektedir. Bu maddede sayılan suçların toplumsal reflekse konu olan, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kınanan suçlar olduğu düşünülebilir.
Bununla birlikte demokratik toplum düzeninin gerekleri kavramı öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendisini göstermesini ifade etmektedir.
Somut olayda Daire, güveni kötüye kullanma suçundan bir gün dahi hapis cezası verilmiş olmasının hekimlik mesleğinin icrasına engel olacağı gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiştir. Söz konusu kararda 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesine göre cezanın ertelendiği hususunun ve cezanın infazıyla birlikte güvenlik tedbirlerinin de sona ereceğine ilişkin kuralın gözardı edildiği, özel sektör-kamu sektörü ayrımına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığı ve tedbirin son çare olması ilkesinin gözönünde bulundurulmadığı görülmektedir.
Derece mahkemelerince ortaya konulan gerekçenin müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı konusunda ikna edici nitelikte ilgili ve yeterli gerekçeleri içermediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla somut olaydaki müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşulunu sağladığı söylenemeyecektir.
Öte yandan müdahalenin ölçülü olup olmadığı da ortaya konulmalıdır. Buradan hareketle kamu yararı bağlamında hekimlik mesleğine ilişkin statü ve itibarın korunmasına dair tedbirler sonucunda başvurucuya yüklenen külfet ile başvurucunun hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu hakkındaki yaptırımın belirli bir yer ve süre sınırı olmaksızın uygulanacağı, yaptırımın sonucu olarak başvurucunun yalnızca kamu sektöründe değil özel sektör bünyesinde de bir daha hekimlik mesleğini yapamayacağı anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun kamuda çalışmaya dair aradığı özelliklerin kamuya girme mutlak bir hak olmadığından özel sektörde mesleğin icrasına ilişkin şartlara göre daha katı olması olağan kabul edilebilir. Ancak kişinin özel sektörde mesleğini icra etmesinin yasaklanması sonucunda bu kişinin katlanması gereken külfetin ağırlığı ile bu yaptırımdan beklenen genel yarar arasında adil bir dengenin kurulamadığı, dolayısıyla başvurucunun özel hayatına yapılan müdahalenin orantısız olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı ve ölçülülük koşulunu sağlamadığı anlaşıldığından başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.” kararı verilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ile somut uyuşmazlık bir bütün halinde birlikte değerlendirildiğinde, hakkında yürütülen kovuşturma sonucunda hagb kararı verilen davacının, 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesi ile hekimlik mesleğine giriş için özel düzenlemeler içeren 1219 sayılı Kanunun 28. maddesinde belirtilen suçlardan dolayı herhangi bir mahkumiyet kararı bulunmadığı da dikkate alındığında, 7315 sayılı Kanun kapsamında kamu görevliliğine ilk giriş için olumlu olması şartı aranan arşiv araştırması neticesinde ceza mahkemesi kararından tespit edilen somut olguların davacının atanmasında esas alınması halinde uzmanlık eğitiminin niteliği de gözetildiğinde Anayasamızın 42. maddesi (eğitim hakkı) ile 27. maddesi (bilim ve sanat hürriyeti) ve 49. maddesi (Çalışma hakkı ve ödevi) hükümlerinde belirtilen temel normlara ve ölçülülük ilkesine aykırı sonuçlar doğuracağı sonucuna ulaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Diğer emsal kararlarımızı okumak için bu yazının üzerine tıklayabilirsiniz.