Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 13 Nisan 2026 tarihli duyurusuyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluk sürecine ilişkin başvurusunu (No: 37204/25) Türk Hükümeti’ne tebliğ ettiğini açıklamıştır. Dava; rüşvet, suç örgütü kurma ve ihaleye fesat karıştırma gibi ağır suçlamalarla başlatılan tutukluluk sürecinin, aslında bir “kasıtlı siyasi engel oluşturma” olup olmadığını uluslararası yargı gündemine taşımaktadır.
Davanın Hukuki Arka Planı: “Ahmak” Kelimesi ve Siyasi Yasak Tehlikesi
2019 yerel seçimlerinin iptal edilmesi sürecinde YSK üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada, Ekrem İmamoğlu hakkında ilk derece mahkemesi tarafından 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve TCK m. 53 uyarınca siyasi yasak kararı verilmiştir.
Eylül 2025’te İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf), yerel mahkemenin kararındaki hesap hatasını düzelterek istinaf başvurusunu reddetmiştir. Bugün itibarıyla dosya Yargıtay’ın önündedir ve verilecek karar, Türkiye’nin demokratik işleyişi ve seçme-seçilme hakkı açısından emsal teşkil edecektir.
AİHM’in Devreye Girmesi: Neden “Öncelikli İnceleme”?
Normal şartlar altında AİHM’e başvuru yapabilmek için iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmektedir. İmamoğlu’nun avukatları, iç hukuk yollarının etkisizliği ve telafisi güç zararların doğma ihtimalini gerekçe göstererek AİHM’e başvurmuştur. Mahkeme, bu başvuruyu “öncelikli inceleme” (Priority) kapsamına alarak nadir görülen bir usul işletmiştir.
AİHM’in bu hızı, davanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında ciddi bir demokratik toplum düzeni ihlali barındırdığına dair ilk sinyaldir.
AİHM’den Türkiye’ye Kritik Sorular: İmamoğlu v. Türkiye Davası
AİHM İkinci Dairesi, 13 Nisan 2026 tarihinde yayımlanan metinle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne savunma için kritik sorular yöneltmiştir. Bu sorular, başvurucunun 2025 yılındaki tutukluluk sürecine ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylık statüsüne odaklanmaktadır.

1. İç Hukuk Yolları Tüketildi mi? (Usul Sorusu)
Mahkeme, öncelikle başvurucunun Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca tüm etkili iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğini sormaktadır. Başvurucunun Anayasa Mahkemesi (AYM) önündeki bireysel başvurusunun hala derdest olması, kabul edilebilirlik kriterleri açısından hükümet tarafından bir ön itiraz olarak sunulabilir; ancak AİHM, AYM’nin hızını ve etkililiğini de sorgu altına almaktadır.
2. “Makul Şüphe” Var mıydı? (Madde 5 § 1)
AİHM, tutuklamanın temel şartı olan “makul şüphe” kriterine odaklanmaktadır.
- Dosyadaki deliller, tarafsız bir gözlemciyi suç işlendiğine ikna edecek düzeyde miydi?
- Hükümetten, suç örgütü kurma ve yönetme gibi ağır suçlamaları destekleyen somut delilleri sunması istenmektedir.
3. Kararlar Gerekçeli mi ve Süre Makul mü? (Madde 5 § 3)
Bu başlık altında Mahkeme;
- Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarının “formülsel” mi yoksa “kişiselleştirilmiş ve somut” gerekçelere mi dayandığı sorgulanmaktadır.
- Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı, Sözleşme standartları ışığında değerlendirilecektir.
4. Dosyaya Erişim ve Etkili İtiraz Hakkı (Madde 5 § 4)
Başvurucu, soruşturma dosyasına getirilen gizlilik/kısıtlılık kararı nedeniyle tutukluluğuna etkili bir şekilde itiraz edemediğini iddia etmiştir.
- AİHM, “silahların eşitliği” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini sormaktadır.
- Ayrıca AYM’nin bu başvuruyu “süratle” inceleyip incelemediği de masadadır.
5. Siyasi Amaç mı Var? (Madde 18)
Davanın en ağır ve siyasi sonuçları olan sorusu budur. AİHM, Sözleşme’nin 18. maddesi uyarınca; kısıtlamaların Sözleşme’de öngörülen amaçlar dışında, yani siyasi bir amaçla (cumhurbaşkanlığı adaylığının engellenmesi gibi) uygulanıp uygulanmadığını sormaktadır. Bu soru, doğrudan Selahattin Demirtaş (no. 2) kararına atıf yapmaktadır.
6. Seçilme Hakkına Müdahale (Ek 1 No.lu Protokol Madde 3)
Mahkeme, ceza yargılamasının ve tutukluluğun başvurucunun cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aktif kampanya yürütmesini engelleyip engellemediğini sorgulamaktadır. Bu durumun, serbest seçim hakkına ciddi bir müdahale teşkil edip etmediği hükümete yöneltilen son sorudur.
Hükümete Bildirim (Notification) Ne Anlama Geliyor?
AİHM’in 23 Mart 2026’da Hükümet’e bildirimde bulunması, davanın esastan incelenmeye başlandığını gösterir. Bu aşamada mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne davanın olguları ve hak ihlali iddialarıyla ilgili sorular yöneltir.
Önemli Not: Bu bildirim henüz bir “ihlal kararı” değildir; ancak mahkemenin davayı ciddi bulduğunu ve savunma talep ettiğini gösteren kritik bir usul adımıdır.
Ekrem İmamoğlu AİHM Ara Kararının Türkçe Çevirisi
AİHM ara kararının ingilizcesi için bu yazının üzerine tıklayabilirsiniz. Aşağıda İmamoğlu v. AİHM ara kararının herhangi bir yorum katılmadan türkçe çevirisi bulunmaktadır.
13 Nisan 2026 tarihinde yayımlanmıştır
İKİNCİ DAİRE
Başvuru no. 37204/25 Ekrem İMAMOĞLU Türkiye’ye karşı 10 Kasım 2025 tarihinde yapılmıştır 23 Mart 2026 tarihinde tebliğ edilmiştir
DAVANIN KONUSU
Başvuru, başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, rüşvet alma, ihaleye fesat karıştırma ve hukuka aykırı olarak kişisel verileri ele geçirme şüphesiyle tutuklanmasına ilişkindir.
Başvurucu, tanınmış bir siyasetçi ve ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir üyesidir. 2019 yılında yapılan yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş ve 2024 yılında yeniden seçilmiştir. Mevcut başvuruya konu olan olayların yaşandığı sırada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yapmaktaydı ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olarak gösterilmişti.
19 Mart 2025 tarihinde, bir ceza soruşturması kapsamında başvurucunun ikameti polis memurları tarafından aranmıştır. Aynı gün gözaltına alınmıştır. Ardından soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirilmiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz henüz karara bağlanmamıştır.
Gözaltı süresince başvurucu, özellikle suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme iddialarıyla bağlantılı olarak birkaç kez sorgulanmıştır. 23 Mart 2025 tarihinde İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılmış ve mahkeme yukarıda belirtilen suçlamalarla tutuklanmasına karar vermiştir. Ancak silahlı terör örgütüne yardım etme iddiasına ilişkin olarak serbest bırakılmıştır.
7 Nisan 2025 tarihinde başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiştir. 11 Nisan 2025 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi bu itirazı reddetmiştir. 18 Nisan 2025 tarihinde, tutukluluğun periyodik incelemesi kapsamında hakim, başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. 30 Nisan 2025 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi, başvurucunun tutukluluğun devamına karşı yaptığı itirazı reddetmiştir. Sonraki periyodik incelemelerde yetkili adli makamlar başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Başvurucunun ilgili itirazları buna göre reddedilmiştir.
13 Mayıs 2025 tarihinde başvurucu, Mahkemeye sunulan şikayetlerle esas itibarıyla aynı şikayetleri dile getirerek Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Mevcut başvurunun yapıldığı sırada, söz konusu bireysel başvuru henüz Anayasa Mahkemesi önünde derdest durumdaydı.
Mahkeme önünde başvurucu; Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 (c), 3 ve 4. fıkralarının ve 18. maddesinin yanı sıra Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedir.
Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesine dayanan başvurucu, dava dosyasında aleyhinde makul bir şüphe oluşturabilecek hiçbir kanıt bulunmadığını ileri sürmektedir. 5 § 3 maddesine atıfta bulunarak; tutuklama kararının, tutukluluğun devamına karar veren periyodik incelemelerin ve itirazları reddeden kararların, durumuna ilişkin bireyselleştirilmiş ve somut bir değerlendirme yapılmaksızın basmakalıp ve formülsel gerekçelere dayandığını iddia etmektedir. Ayrıca tutukluluk süresinin makul olmadığını iddia etmektedir. Ayrıca yetkili adli makamların tutukluluğunun hukuka uygunluğu konusunda etkili bir inceleme yapmadığını savunmaktadır.
Sözleşme’nin 5 § 4 maddesiyle ilgili olarak başvurucu, soruşturma dosyasına erişim kısıtlandığı için tutukluluğunun hukuka uygunluğuna etkili bir şekilde itiraz edemediğinden şikayet etmektedir. Aynı hüküm uyarınca, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurusunu gerekli süratle incelemediğini ileri sürmektedir.
Ayrıca Sözleşme’nin 18. maddesi uyarınca, cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını açıkladıktan sonra siyasi amaçlarla tutuklandığını iddia etmektedir.
Son olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesine dayanarak; aleyhine ceza yargılaması başlatılmasının ve siyasi amaçlarla uygulandığı iddia edilen tutukluluğunun, cumhurbaşkanlığı seçimleri için aktif bir kampanya yürütmesini engellediğini ve kendisini dezavantajlı duruma düşürdüğünü, dolayısıyla serbest seçim hakkına ciddi bir müdahale teşkil ettiğini savunmaktadır.
TARAFLARA YÖNELTİLEN SORULAR
- Başvurucu, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca başvurusuyla ilgili tüm etkili iç hukuk yollarını tüketmiş midir (genel ilkeler için bkz. Vučković ve Diğerleri / Sırbistan (ön itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, §§ 69-77, 25 Mart 2014)?
- Başvurucunun tutukluluğu Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin gereklilikleriyle uyumlu mudur?
- Özellikle, başvurucunun Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi anlamında bir suç işlediğine dair “makul bir şüpheye” dayalı olarak tutuklandığı kabul edilebilir mi (bkz. özellikle Fox, Campbell ve Hartley / Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, Seri A no. 182)?
- Başvurucunun tutuklandığı sırada dosyada mevcut olan deliller, objektif bir gözlemciyi atfedilen suçları işlemiş olabileceği konusunda ikna etmeye yeterli miydi (bkz. Mergen ve Diğerleri / Türkiye, no. 44062/09 ve diğer 4 başvuru, §§ 46-55, 31 Mayıs 2016 ve Yüksel ve Diğerleri / Türkiye, no. 55835/09 ve diğer 2 başvuru, §§ 51-60, 31 Mayıs 2016)?
- Başvurucunun ilk ve devam eden tutukluluğuna karar veren hakimler, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki söz konusu özgürlükten yoksun bırakma kararına ilişkin ilgili ve yeterli gerekçeler sunma yükümlülüğünü yerine getirmişler midir?
- Ayrıca, başvurucunun tutukluluk süresi Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki “makul süre” şartını ihlal etmiş midir (bkz. özellikle Buzadji / Moldova Cumhuriyeti [BD], no. 23755/07, §§ 84-102, 5 Temmuz 2016)?
- Başvurucu, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin gerektirdiği şekilde, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği bir yola sahip miydi? Özellikle:
- (a) Soruşturma dosyasına erişimine getirilen kısıtlama nedeniyle başvurucu tutukluluğuna etkili bir şekilde itiraz edememiş midir (bkz. Yüksekdağ Şenoğlu ve Diğerleri / Türkiye, no. 14332/17 ve diğer 12 başvuru, §§ 573-79, 8 Kasım 2022, ek atıflarla birlikte)?
- (b) Başvurucu, tutukluluğunun hukuka uygunluğunun hızla karara bağlanabileceği ve gerektiğinde serbest bırakılmasının emredilebileceği Anayasa Mahkemesi önünde etkili bir başvuru yoluna sahip miydi (bkz. Khokhlov / Kıbrıs, no. 53114/20, §§ 72-83, 13 Haziran 2023 ve burada atıfta bulunulan içtihatlar)?
- Mevcut davada Devlet tarafından Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca getirildiği iddia edilen kısıtlamalar, bu hükümlerde öngörülen amaç dışında bir amaçla, Sözleşme’nin 18. maddesine aykırı olarak mı uygulanmıştır (bkz. Rasul Jafarov / Azerbaycan, no. 69981/14, §§ 153-163, 17 Mart 2016 ve Selahattin Demirtaş / Türkiye (no. 2) [BD], no. 14305/17, §§ 421-438, 22 Aralık 2020)?
- Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi, başvurucunun cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılımına getirildiği iddia edilen kısıtlamalar bakımından uygulanabilir mi (genel ilkeler için bkz. Brito da Silva Guerra ve de Sousa Magno / Portekiz (karar), no. 26712/06 ve 26720/06, 17 Haziran 2008, ek atıflarla birlikte)?
- Başvurucu hakkında ceza davası açılması ve başvurucunun siyasi amaçlarla uygulandığı iddia edilen tutukluluğu, seçilme hakkını kullanmasını ve seçim sürecine etkili bir şekilde katılmasını engelleyerek Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesini ihlal etmiş midir (genel ilkeler için bkz. Selahattin Demirtaş, yukarıda anılan, §§ 382-89)?
Hükümet, soruşturma dosyasının başvurucuyla ilgili kısmının bir kopyasını ve dosyada aleyhine açılan ceza davasına ilişkin tüm belgeleri sunmaya davet edilmektedir.
Hukuki Analiz: İç Hukuk ve Uluslararası Hukuk Çatışması
Bir hukukçu gözüyle değerlendirildiğinde, davanın iki temel kırılma noktası bulunmaktadır:
Tipiklik ve Suçun Oluşumu
TCK 125. maddede düzenlenen “Kamu görevlisine hakaret” suçunun maddi unsurlarının oluşup oluşmadığı tartışmalıdır. Yargılamaya konu olan ifadenin, İçişleri Bakanı’nın kendisine yönelik “ahmak” sözüne karşılık verilmiş olması, ceza hukuku ilkeleri gereği suçun oluşmadığını veya cezada indirim yapılması gerektiğini savunmaktadır.
Siyasi Yasak (TCK 53/1)
Hapis cezasının sonucu olarak verilen siyasi yasak, bireyin anayasal bir hakkı olan seçilme hakkını elinden almaktadır. AİHM içtihatlarına göre, bu tür kısıtlamalar “demokratik bir toplumda gerekli” ve “orantılı” olmalıdır. İmamoğlu davasındaki ceza miktarı ve sonucundaki yasak, orantılılık ilkesini ciddi şekilde zedeleme potansiyeline sahiptir.
Yargıtay ve AİHM Kararları Arasındaki Etkileşim
Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler ile kanunların çatışması halinde uluslararası sözleşme hükümleri esas alınır. Eğer Yargıtay, AİHM’in nihai kararını beklemeden siyasi yasağı onarsa; Türkiye, AİHS sisteminde yeni bir ihlal kriziyle karşı karşıya kalabilir.